Bir firmada teklif verilir, sipariş açılır, üretim planlanır, sevkiyat yapılır ve tahsilat beklenir. Bu zincirin her halkasını bir birim yürütür ve her birim kendi işini genellikle iyi bilir. Kimsenin bilmediği şey, halkaların arasında geçen zamandır. Teklifin onayda kaç gün beklediği, siparişin üretime düşmesiyle planlanması arasında neyin olduğu, sevkiyatın neden bir hafta kaydığı hiçbir yerde tutulmaz. Ortalama kaç günde teslim ettiğiniz sorulduğunda verilen cevap ölçüme değil hafızaya dayanır ve her birim farklı bir sayı söyler. Sorun çoğu zaman birimlerin performansında değil aralarındaki boşluktadır; ama o boşluğun bir sahibi yoktur. Ölçülmeyen bu boşluk, çoğu firmada en pahalı gecikmenin de kaynağıdır.
Bu firmalarda süreçler aslında yazılıdır. ISO 9001 kapsamında hazırlanmış prosedürler, akış şemaları ve talimatlar bir klasörde durur. Ne var ki yazılı süreç ile fiilen yürüyen süreç zamanla ayrışır: birinde üç onay vardır, sahada ikisi atlanır; birinde iş A biriminden başlar, gerçekte B birimi başlatır. Denetim geldiğinde kâğıt üzerindeki hâl savunulur, ertesi gün eski düzene dönülür. Dijitalleşme çabası da bunu tek başına düzeltmez: tek tek onay akışları kurulur, her biri kendi başına çalışır, aralarında ortak bir kural ve ortak bir ölçü yoktur. Akış sayısı arttıkça birbiriyle çelişen kurallar birikir ve kimse bütünü göremez.
İş süreçleri yönetimi (BPM) önce bir yönetim disiplinidir: hangi süreçlerin var olduğunu envanterlemek, her birine bir sahip atamak, süreci ölçmek ve düzenli aralıklarla iyileştirmek. BPMS ise bu disiplini yürüten yazılımdır, kısaca süreç motoru da denir. Motor, BPMN 2.0 standardıyla modellenmiş bir süreci alır ve gerçekten çalıştırır: görevi doğru role düşürür, süresi geçtiğinde üste yükseltir, karar noktalarında tanımlı kuralı uygular ve her adımın ne kadar sürdüğünü kaydeder. Aradaki fark önemlidir. BPM disiplini olmadan kurulan bir BPMS pahalı bir form uygulamasına dönüşür; yazılım süreci kendiliğinden iyileştirmez, iyileştirmeyi ölçülebilir ve tekrarlanabilir kılar. Ölçüm olmadan yapılan iyileştirme ise bir iddia olarak kalır.
Bu yüzden sınırı baştan çizeriz. İş akışı otomasyonu tek bir akışı yürütür: talep gelir, kurala göre ilerler, onaylanır ve kaydedilir. BPM ise akışların bütününü konu alır; hangi süreçlerin var olduğunu, birbirini nerede beklettiğini ve toplam çevrim süresinin nerede kaybedildiğini görünür kılar. Firmanızda otomatikleştirilmesi gereken birkaç akış varsa doğru cevap iş akışı otomasyonudur ve size BPMS önermeyiz; o ölçekte süreç motoru kurmak gereksiz bir ağırlık olur. BPM'e sıra, süreçler birimler ve sistemler arasında koşmaya başladığında gelir. Bir de şunu söylemek zorundayız: süreç sahipliği atanmadan kurulan hiçbir motorun yaşadığını görmedik. Bu yüzden ilk sorumuz teknik değil yönetseldir.