Bir hizmet işletmesinde satılan şey saat ve uzmanlıktır; maliyetin neredeyse tamamı da insandır. Buna rağmen çoğu ajans, danışmanlık, mühendislik ve yazılım firmasında hangi projeye kimin ne kadar zaman verdiği net değildir. Teklif bir Excel dosyasında, proje planı başka bir dosyada, harcanan süre kişilerin hafızasında, fatura ise muhasebe programında durur. Ay sonunda ciro görünür ama o cironun hangi projeden ne kadar kârla geldiği görünmez. Firma büyüdükçe bu belirsizlik de büyür: ekip artar, proje sayısı artar, ama hangi işin gerçekten para kazandırdığı sorusu hâlâ tahminle yanıtlanır. En rahatsız edici tarafı da şudur: en çok uğraşılan proje çoğu zaman en az kazandıran projedir ve bu ancak iş bittikten aylar sonra fark edilir.
İkinci sorun teklif ile gerçekleşen arasındaki mesafedir. Teklif verilirken bir kapsam ve bir süre varsayılır; iş başladıktan sonra kapsam sessizce genişler. Ek revizyon istenir, toplantı sayısı artar, müşteri yeni bir başlık ekler ve bunların hiçbiri yazılı bir değişiklik kaydına dönüşmez. Ekip bunu yaşayarak bilir ama gösterecek kaydı yoktur. Faturalama zamanı geldiğinde konuşma kayda değil hafızaya dayanır ve yapılan fazladan iş genellikle faturalanmadan kapatılır. Bu, tek seferde büyük görünmeyen ama yıl sonunda ciddi bir tutara ulaşan sessiz bir kayıptır. Aynı belirsizlik müşteri ilişkisini de yıpratır; çünkü karşı taraf da ne için ne ödediğini net görmemektedir.
Üçüncüsü kaynak tarafıdır. Hizmet işletmesinde asıl kapasite insandır ve bu kapasitenin ne kadarının dolu olduğu çoğu firmada ölçülmez. Kimin gerçekten boğulduğu, kimin boşta beklediği ve önümüzdeki ay hangi haftanın açık olduğu ancak tek tek sorularak öğrenilir. Bu yüzden yeni iş alma kararı da hisle verilir: ya kapasite olmadığı halde iş alınır ve teslimler kayar, ya da fazladan kapasite varken iş alınmaz. İşe alım kararı da aynı belirsizliğe teslim olur. Doluluk oranı ölçülmeye başlandığında bu tabloların çoğu değişir; çünkü çalışılan saat ile müşteriye faturalanabilen saat arasında, çoğu firmanın tahmin ettiğinden büyük bir fark çıkar.
Hizmet işletmesi otomasyonu (PSA), bu zinciri tek kayıt üzerinde birleştirir: teklif kabul edildiğinde proje açılır, plan ve bütçe teklifle aynı sayıları taşır, harcanan zaman doğrudan projeye ve göreve yazılır, hakediş ile fatura bu kayıttan üretilir. Böylece proje kârlılığı iş bittikten sonra değil, iş sürerken görülür. Buradaki dürüst uyarı şudur: zaman kaydı teknik değil kültürel bir iştir. Sistem, ekip günlük olarak kayıt girmezse boş kalır; girişi zorlaştıran her ekran bu sonucu hızlandırır. Bir uyarı daha: zaman kaydını gözetim aracına çevirmek en hızlı başarısızlık yoludur. Ekip kaydın kendi aleyhine kullanılacağını düşündüğü anda veri bozulur ve elde kalan tek şey yanlış rakamlarla yapılmış bir kârlılık hesabı olur.