Bir fabrikada yatırım projeleri günlük üretimin yanında yürür ve genellikle aynı kişilere emanet edilir. Yeni hat kurulumu, bina eki, ikinci vardiya için ekipman alımı, otomasyon ya da sistem geçişi. Bu işlerin planı çoğu zaman bir dosyada, gerçek durumu ise haftalık toplantıdaki sözlü beyanda durur. Bütçe muhasebede, teklifler satın almada, iş listesi bir yazışma grubunda birikir. Proje ilerlerken kimsenin bilgi sakladığı yoktur; sadece bilgi tek yerde toplanmadığı için gecikme ancak takvim kaçtıktan sonra fark edilir. Sorulduğunda herkes kendi parçasının durumunu bilir, bütünün durumunu kimse bilmez. Toplantıda konuşulan durum ile dosyadaki plan arasındaki fark da çoğu zaman hiçbir yere yazılmaz.
Proje bazlı çalışan firmalarda tablo biraz daha zorludur. Makine imalatçısı, taahhüt firması veya mühendislik ekibi aynı anda çok sayıda işi birlikte yürütür ve bu işlerin hepsi aynı havuzdan kaynak çeker: aynı ustabaşı, aynı tezgâh, aynı proje mühendisi. Tek tek bakıldığında her proje planlıdır; hepsine birden bakıldığında ise aynı kişi üç ayrı işte tam zamanlı görünür. Müşteriye verilen terminler çoğu zaman bu görünmeyen çakışma yüzünden kayar. Burada eksik olan proje planı değil, projeler arası kapasite görünürlüğüdür; yani hangi işin ne zaman başlayabileceğini söyleyen bilgidir. Bu görünürlük olmadan verilen her termin, iyi niyetli bir tahminden ibaret kalır.
Bu noktada iki kavramı ayırmak gerekir. Proje yönetim sistemi (PMS) tek bir projeyi yürütür: iş kırılım yapısı (WBS), görev bağımlılıkları, kilometre taşları, atamalar ve ilerleme. Sorusu şudur: bu proje nasıl gidiyor. Proje ve portföy yönetimi (PPM) ise projelerin bütününe bakar: hangi proje başlatılmalı, kaynak öncelikle nereye verilmeli, hangi iş ertelenmeli ya da durdurulmalı, portföyün toplam bütçesi nerede duruyor. Sorusu ise şudur: doğru projeleri mi yapıyoruz ve kapasitemiz yetiyor mu. İkisi aynı sistemde yaşayabilir ama farklı ekranlara ve farklı toplantılara hizmet eder; ikisini karıştırmak, proje müdürünün çalışma ekranını yönetime rapor diye göstermekle sonuçlanır.
Dürüst olmak gerekirse bu sistemler planı gerçekleştirmez; yalnızca sapmayı erken görünür kılar. Verinin girilmesi de kendiliğinden olmaz: kimse görev güncellemiyorsa pano boş kalır ve kısa sürede kimse bakmaz. Bir başka gerçek de ilerleme yüzdeleridir. Yüzde seksen bitti demek bir ölçüm değil bir beyandır; bu yüzden ilerlemeyi tamamlanmış teslim edilebilirlere bağlamayı öneririz. Kaynak planı da bir tahmindir ve ilk aylarda tutmaz; tahmin ile gerçekleşen yan yana biriktikçe doğrulaşır. Bunları baştan söylüyoruz, çünkü proje yazılımlarının çoğu teknik nedenlerle değil, doldurulmadığı için terk edilir. Sistemin ayakta kalması, girişin ne kadar kolay olduğuna ve yönetimin aynı ekrana bakma alışkanlığına bağlıdır.