Performans konuşması çoğu şirkette yılda bir kez, aralık ayında açılır. Yönetici önüne gelen formu doldururken elinde yıl boyunca biriken bir kayıt yoktur; hatırladığı şey son iki ayda yaşananlardır. Aynı formda hedeflere de puan verilir ama o hedeflerin yıl başında tam olarak nasıl yazıldığı çoğu zaman kimsenin elinde değildir. Sonuç, iki tarafın da inanmadığı bir puandır. Prim bu puana bağlıysa tartışma büyür; bağlı değilse form kısa sürede sadece İK dosyasına giden bir evrağa dönüşür ve ertesi yıl daha da baştan savma doldurulur. Her iki durumda da asıl amaç, yani kimin neye katkı verdiğini görmek, kaybolur.
Burada aslında iki farklı ihtiyaç iç içe geçmiştir ve ikisinin adı da ayrıdır. Performans yönetim sistemi (PMS) kişiye bakar: dönem sonunda değerlendirme, yetkinliklerin ölçülmesi, gelişim planı, terfi ve ücret kararlarına girdi üretmek. OKR (Objectives and Key Results, yani amaçlar ve anahtar sonuçlar) ise şirkete bakar: üç aylık dönemler için birkaç iddialı amaç belirlemek, her amacı sayısal anahtar sonuçlara bağlamak ve tüm departmanların aynı önceliğe hizalandığını görünür kılmak. Biri kişinin nasıl çalıştığını konuşur, diğeri şirketin bu çeyrekte neye odaklandığını. İkisi de gereklidir ama aynı formda birbirine karıştırıldığında ikisi birden bozulur. Bu yüzden kurduğumuz sistemde ikisi aynı yerde durur ama ayrı yürür.
Kurduğumuz yapıda hedefler bir ağaç halinde durur: şirket amacı, ona bağlanan departman ve takım hedefleri, oradan kişiye inen sorumluluklar. Her anahtar sonucun bir ölçüm kaynağı olmak zorundadır; mümkün olan yerde bu değer ERP'den, üretim takip sisteminden, CRM'den veya raporlama katmanından otomatik gelir, elle girilecek olanlarda ise sayının kimden ve hangi belgeden geldiği kayda düşer. Çeyrek içinde kısa aralıklarla ilerleme güncellenir; hedefin tutup tutmayacağı dönem sonunda değil, ortasında görünür. Bireysel değerlendirme tarafında ise form, yetkinlik matrisi, yönetici ile çalışan arasındaki görüşme notu ve isteğe bağlı 360 geri bildirim aynı dosyada birikir. Yıl sonunda değerlendirmeyi dolduran kişi, boş bir sayfayla değil, dönem boyunca biriken kayıtla karşılaşır.
Bunun düzeltmeyeceği şeyleri de söylemek gerekir. Yazılım, yöneticinin geri bildirim vermeyi bilmediği bir şirkette geri bildirim kültürü kurmaz; sadece boş kalan alanları görünür yapar. Ölçülemeyen bir işi de ölçülür hale getirmez; hedefi zorlama bir sayıya bağlamak, çoğu zaman insanları o sayıyı oynamaya iter. Ayrıca OKR'yi doğrudan prime bağlamak, yöntemin kendi uyarısına rağmen en sık yapılan hatadır: prim bağlandığı anda kimse zor hedef yazmaz. Bizim önerimiz OKR'yi odak ve hizalama aracı olarak tutmak, prim ve terfi kararını ayrı bir değerlendirmeden beslemek ve bu ayrımı sistemin içine yerleştirmektir. Kararı siz verirsiniz; bizim işimiz kararın dayandığı kaydı temiz tutmaktır.